Türklerin üstünlüğü

For the English version, click here.
Ji bo nivîsa Kurdî li vir xînin.

Ekmek kırıntıları. Başbakan Erdoğan’ın bir hafta önce açıkladığı demokratikleşme paketinde Kürtler için öngördüğü açılımları böyle tanımlıyorum. Gücü elinde bulunduran kişi Kürtlerin önüne Q, W ve X harflerini atarak bundan hoşnut kalmalarını bekliyor. Kürtçe siyasi propaganda hakkı verdiğinde ise onlara bütün bir ekmek kabuğu attığını. Bütün bir ekmek kabuğu! Ve hala daha fazlasını mı istiyorsunuz?

İsterseniz önce Erdoğan’ın açıkladığı Kürtlerle ilgili açılımlara bir göz atalım.

İlk olarak Kürtler artık Kürtçe siyasi propaganda yapabilecekler. Bu Haziran 2012’de Anayasa Mahkemesi kararıyla hükümetin o tarihten itibaren altı ay içinde çözmesi gereken bir konuydu. Bu karar, siyasi faaliyetlerde Türkçe’den başka bir dilin kullanılmasını ceza gerektiren bir eylem olarak tanımlayan Siyasi Partiler Kanunu’nun 81. maddesi ve bu cezaları tanımlayan 117. maddesi ile ilgiliydi. Anayasa Mahkemesi 117. maddenin anayasaya aykırı olduğuna karar verdi. Anayasanın 38. maddesi cürümlerden sadece kişilerin sorumlu tutulabileceğini belirttiğinden ve 81. madde ihlallerden sadece siyasi partileri sorumlu tuttuğu için anayasaya göre bir kişiyi sorumlu olamayacağı eylemler yüzünden cezalandırmak anayasaya aykırı olarak değerlendirilmişti.
Hükümetin 81. maddeyi değiştirmek için iki alternatifi vardı: ya siyasi partiler yerine bireyleri siyasi eylemler sırasında kullandıkları dil yüzünden sorumlu tutacak değişikliği yapacak, veya Türkçe dışında dillerin yasağını ortadan kaldıracaktı. AKP’nin kendi başlattığı demokratikleşme söyleminin bir gereği olarak siyasi propaganda amacıyla diğer dillerin de kullanımını serbest bırakmaktan başka seçeneği yoktu.

Diğer bir deyişle paketteki bu açılım Erdoğan’ın demokrat gönlünden kopan bir karar değil sadece Anayasa Mahkemesi kararının gecikmiş uygulamasından ibaretti.

Kürtçe sözcükler
Kürtçe sözcükler

İkinci olarak daha önce yasaklı olan Q, W ve X harfleri artık serbest bırakıldı. Aslında bunlar önceden de açıkça yasak değildi ama devletin dili Türkçe olduğundan ve Türkçe’de bu harfler bulunmadığından kullanılamıyordu. Erdoğan Q, W, X ekmek kırıntılarına “klavye özgürlüğü” adını verdi. Bu aslında bir şekilde stratejik çünkü Kürtçe’de klavyelerde ve Türkçe’de olmayan üç harf daha var ve bu açılım bunları içermiyor: Û, Î ve Ê. Klavyelere özgürlük ama Kürtçe’ye değil. Yaşadığım Diyarbakır’da Kürt bir şairin adını taşıyan ’Cegerxwîn’ adında bir kültür merkezi var. Bu ismi Kürtçe resmi olarak onaylatmak bu paketten sonra yine mümkün olmayacak.

Q, W ve X yasağının uygulanıp uygulanamayacağı da pek kesin değil. Göründüğü kadarıyla bu harfler Türçe alfabeye eklenmeyecek ama kullanımları “özgür” olacak. Tabii bu harflerin kullanılabileceğine dair bir kanun çıkarılabilir ama bu kanun Türkçe’yi devlet dili olarak tanımlayan anayasaya aykırı olacaktır. Eğer bir dava açılırsa Anayasa Mahkemesi’nin Q, W ve X harflerinin kullanılması konusunda nasıl bir karar alacağını şahsen merak ediyorum.

Arap alfabesiyle Sorani

Üçüncü olarak paket özel okullarda anadilde eğitime izin veriyor. Sorun hükümetin bunu uygulamaya nasıl koyacağı çünkü anayasaya göre bu imkansız. 42. madde Türkçe dışında hiç bir dilin hiç bir eğitim kurumunda anadil olarak okutulamayacağını belirtiyor.
Hükümetin bir olasılık yapacağı Kürtçe’yi anadil olarak belirlemeksizin, kanun bu konuda istisna tanıdığı için bir yabancı dil olarak kabul etmek. Bunu yapabilmek için, şu makalede de açıklandığı gibi Kürtçe bir başka ülkenin resmi dili, yani “yabancı dil” olarak tanımlanacak. Kürtçe Irak’ın iki resmi dilinden biri olduğu için, yabancı dil olarak kabul edilecek.

Bununla ilgili birkaç sorun var. En önemlisi Kürtçe bir Anadolu dili. Türkiye’nin nüfusunun %15-20‘sinin anadili ve bu yüzden de yabancı dil değil. Pratikte Irak’ın resmi dili Sorani, yani Irak’ın çoğunluğunda konuşulan Kürtçe. Bu dil Türkiye’de en çok konuşulan Kürtçe olan Kurmançi’den oldukça farklı, aynı zamanda Kürtçe Irak’da Arap alfabesiyle, Türkiye’de Latin alfabesiyle yazılıyor.

Diğer bir deyişle Irak Kürtlerinin kazandığı haklar Kürtlere Türkiye’de bütün haklarını (devlet okulları da dahil olmak üzere anadilde eğitim) vermemek için bir hile olarak kullanılıyor. Eğer hükümetin muhtemelen uygulayacağı bu mantık tam anlamıyla takip edilirse Kürtlerin anadilde eğitim için çocuklarını gönderecekleri özel okulların onlara Arap alfabesiyle Sorani öğretmesi gerekecek. Bunun tek olumlu tarafı okul kitaplarının Irak’tan ithal edilebilmesi olacak.

Çağdışı ve anti-demokratik

Bunu uygulamaya koymanın bir diğer yolu da Kürtleri Türkiye’de resmi olarak bir azınlık olarak tanımak. Rakamsal olarak Kürtler bir azınlık olsalar da onları bu şekilde tanımak Kürtlerin yararına olmayacak ve barış sürecini daha ileri götürecek bir gelişme de olmayacak. Türk devletinin azınlık algısı çağ dışı ve anti-demokratik. Bugüne değin 1923’de imzalanan Lozan Anlaşması gereği Türkiye’deki azınlıklar gayrı-müslimler (Rumlar, Yahudiler ve Ermeniler) olarak tanımlandı. Müslümanlar hiç bir zaman azınlık olarak kabul edilmediler çünkü Türk milliyetçiliğine göre onların tümü Türk ve sünni müslüman. Bu Kürtler, Lazlar, Araplar veya Çerkezler gibi etnik grupların veya Aleviler veya Şiiler gibi diğer müslüman mezhep inananlarının haklarından mahrum kalmaları demek.

Ekmek kırıntıları
Ekmek kırıntıları

Bu nokta Erdoğan’ın açıkladığı demokratikleşme açılımının ekmek kırıntıları olduğu düşüncemin merkezine temas ediyor. Bunu kışkırtıcı olmak için değil, hükümetin Türk (veya sünni müslüman) olmayan herkesin haklarını inkar eden kanunları değiştirmekten kesin olarak kaçındığını vurgulamak için söylüyorum.

Bunun güzel bir göstergesi de daha önce Q, W ve X için yazdıklarım. Kürt dili hiçbir zaman özel olarak yasaklanmadığı için bu harfler hiçbir zaman özel olarak yasaklanmamıştı. Kürtçe’nin var olduğu uzun bir süre kabul edilmediğinden, var olmayan bir dil doğal olarak özellikle yasaklanamazdı. Türkçe’nin devlet dili olarak kabul edilmesi ve onun her zaman ve her yerde zorunlu kılınmasıyla Anadolu’nun diğer dilleri dışlanmıştır. Q, W ve X’i serbest kılan kanun Kürtçe’yi bir dil olarak koruyan anayasal garantiler olmadığı sürece bir gün iptal de edilebilir.

Buna benzer ekmek kırıntıları hükümet tarafından daha önce de atılmıştı; Kürt dilindeki devlet kanalı TRT6 ve Mardin Üniversitesi’ndeki ‘yaşayan diller’ fakültesi örneklerinde olduğu gibi. Bunların da kanuni güvenceleri olmadığı için hükümet istediği zaman bunları da kapatabilir.

Vatandaşlık bağı

AKP’nin bugüne kadar Kürtler konusunda aldığı her karar bir hileyle (veya hilesiz) yasal yapının içinde kendisine yer bulamadı çünkü bu yapı kendi ana prensibini her zaman korudu: Türk hegemonyası.

Sık sık Türk hukuku önünde herkesin eşit olduğu söylenir ve bu anayasanın 66. maddesine dayandırılır. Bu maddede ‘Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür’ yazar. Bu madde ‘Türk’ sözcüğünün sadece kökenlerinden bağımsız olarak Türkiye’nin tüm vatandaşlarının milli kimliklerini tarif eden hukuki bir tanım olduğunu ve etnik, kültürel ve dini kimliklerin devletin ilgi alanı dışında kişisel konular olduğunu irdeler.

Ancak bu yaklaşımın Türk hukukunun diğer külliyatı tarafından, anayasanın giriş bölümü ve içtihat da dahil olmak üzere altı oyulmuş, ‘Türklük’ ve ‘Türkleştirme’ birçok açıdan öne çıkarılmıştır. Daha basit söylemek gerekirse tüm Türk hukuk sistemi etnik Türklükle nefes alıp vermektedir.
Bunun küçük bir örneği anayasanın girişinde görülebilir. Burada ‘Türklüğün tarihi ve ahlaki değerleri’ ve ‘Türklerin milli çıkarları ve varlığı’ndan söz edilmektedir. Bu kavramlar Ermeniler ve Rumlar gibi tanınan azınlıkları dışlamakta ve Aleviler ve Kürtler gibi sayısal azınlıkları da zorla içermektedir.

Bunları zaten biliyordum ama hiçbir zaman düzgün biçimde doğrulayamıyordum. Avukat Derya Bayır’ın yazdığı “Türk hukukunda azınlıklar ve milliyetçilik” kitabı (bir önceki örnek de bu kitaptan alınmıştır) sayesinde şimdi bunu yapabiliyorum. Kitapta devletin etnik ve dini farklılıklara hizmet etmekten nasıl geri kaldığı ve bu başarısızlığın nasıl Türk milliyetçiliğinin kuruluş felsefesinden kaynaklandığı açıklanıyor. Hukuki bir perspektiften Türkiye’deki azınlıkların tarihi ve bugünkü durumları hakkında detaylı ve şaşırtıcı bir çözümleme okumak isterseniz bu kitabı gerçekten tavsiye ederim.

İstanbul yakınlarındaki Heybeliada Halki Ruhban Okulu
İstanbul yakınlarındaki Heybeliada Halki Ruhban Okulu

Sadece Kürtlerle ilgili konular değil, ‘demokratikleşme paketi’ndeki tüm diğer maddeler de AKP’nin Türk hukukundaki derin eksiklikleri çözmeyi reddedişini kanıtlıyor. Alevilerin payına düşen tek gelişme onların önemli dini kişiliklerinden biri, Hacı Bektaşi Veli adına açılan bir üniversite. Hristiyanlar? Mor Gabriel manastırı tarihi arsasını geri alıyor; devlet tarafından hukuki oyunlarla çalınan bu arsanın geri verilmesi bir hakkın tanınması değil ancak bir hırsızın pişmanlığı olarak adlandırılabilir. Hristiyanlara haklarını iade etmek mesela İstanbul’da Halki Ruhban Okulu’nun açılması yoluyla olabilirdi fakat bu devletin tahammül edemeyeceği bir hukuki emsal teşkil edeceğinden pakete konulamazdı.

Başörtülü kadınlar ise özgürlüklerini ciddi olarak artıracak bir hakka kavuştular: devlet memuru olarak çalışırken artık başörtülerini takabilecekler. Onlar için seviniyorum, onların haklarını destekliyorum ama bu madde de mevcut hukuk sisteminin içine sıkıştırılabilir.

Türkiye’ye gerçek demokrasinin gelmesi için yeni ve vatandaşlığa dayalı bir anayasaya gereksinim var. Mevcut sistemin kendisini değiştirmeden ona uydurmak için geliştirilen “demokratikleşme paketleri” sadece Türklerin hukuki üstünlüklerini onaylar hatta güçlendirir nitelikte olacaktır. Ancak yeni bir anayasa taslağı hazırlamak üzere oluşturulan meclis komisyonu hiç bir ilerleme kaydedemiyor. Bugüne kadar toplam 172 maddeden, ancak hiçbiri Kürtlerin durumuyla ilgili olmayan 59 madde üzerinde anlaşma sağlanabildi.

Devlet adamı

Neden bu komisyon ilerleme sağlayamıyor? Çünkü tüm maddelerde oniki üyenin tümü fikir birliğine varmak zorunda: mecliste temsil edilen her partiden üçer üye. Bunlardan üçü sorunun kökünü, Türk milliyetçiliğini temsil ettiğinden komisyonun elle tutulur bir sonuç alma şansı sıfıra yakın görünüyor. Bu Güney Afrika’daki beyaz ırkçı Hollanda kökenlilere apartheid uygulamasını sonlandıracak anayasa taslağında veto hakkı vermek gibi bir durum.

Erdoğan bir devlet adamı olsaydı komisyonda uygar bir anayasa taslağı hazırlamak konusuna kendini adamamış olan herkesten kurtulur, gerçekten bu işe gönül vermiş kanun koyucular ve uzmanlarla bu işi gerçekleştirirdi. Türkiye’nin en güçlü adamı olarak yapacağı son iş bu da olsa ülkesinin ve bütün vatandaşlarının geleceğini düşünen bir devlet adamı kendi siyasi geleceğini düşünmeksizin hareket ederdi. Ama Erdoğan bir devlet adamı değil. O sadece gücü ve gelecek seçimleri düşünen akıllı bir politikacı. Demokratikleşme paketi bir kez daha sadece bu gerçeğe işaret ediyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s