Barış sürecinin altını oymak

Önümüzdeki aylarda PKK ve hükümet arasındaki barış sürecinde önemli adımlar atılması pek beklenmiyor. Bu tamamen yaklaşan yerel (2014 ilkbaharında) ve Cumhurbaşkanlığı (2014 sonbaharında) seçimleri ile ilgili. Bu barış ve anayasal haklar için umutlu olan Kürtler için sıkıntı verici olsa da bunu siyasal oyunun bir parçası olarak görebilirsiniz. Güney Afrika gibi görece hızlı barış süreçleri ilham verici olmakla birlikte bir istisna. Fakat bir barış süreci sadece siyasi adımlardan oluşmuyor. Başarılı olabilmesi için güven ortamını oluşturacak ciddi bir çaba gerekiyor. Hükümet ise bunun tam tersini yapmakta.

Kürtler konusunda Türkiye son yıllarda ciddi bir değişim yaşadı. On, onbeş yıl önce Kürtler resmi olarak mevcut değillerdi ve dilleri hemen hemen tümüyle yasaklanmıştı. Doksanlarda Kürt köyleri boşaltıldı ve yakıldı, binlerce insan “ortadan kayboldu”, birçok sivil öldürüldü. Kürt sorununun varlığı reddedildi. Ve şimdi devlet en baş düşmanıyla diyalog içinde ve bir Kürt sorununun varlığı kabul edilmiş durumda. Bu olumlu bir gelişme.

Devletin baş düşmanı.
Devletin baş düşmanı.

Birçok insan sözgelimi Kürtçe yayın yapan TRT6 kanalını ve onbir yaşından itibaren öğrencilerin devlet okullarında anadillerinde ders alabilmelerini bir ilerleme olarak görüyor. Ben böyle düşünmüyorum. Kürtlerin izledikleri kanallar resmi olarak hala yasakken Kürtçe bir devlet kanalı bir anlam ifade etmiyor. Ayrıca okula başladıklarında Türkçe’den daha iyi Kürtçe bilen çocuklar birinci sınıfta Kürtçenin birdenbire yasaklanması ve Türkçe okuyup yazmaya zorlanmaları ve onbir yaşına geldiklerinde sadece haftada birkaç saat Kürtçe dersi seçebilmeleri size de ters gelmiyor mu?

Bu tür gelişmelerin en büyük etkisi uluslararası kamuoyunun Kürtlerin temel haklarını edindikleri konusunda kandırılması oluyor.

Seçim kampanyası

Kürtler doğal olarak bir sus payı değil gerçek bir değişim talep ediyorlar: Anadilde eğitim, liberal bir anayasa, adil bir seçim sistemi, bölgesel otonomi. Bunlar devlet sisteminde kökten değişiklikler gerektiriyor. AKP ve Başbakan parlamentoda Kürtlerin temsilcileriyle birlikte ve Öcalan ile görüşmeleri sürdürmek yoluyla bu değişimi sağlayacak güce sahip, fakat AKP’nin düşünmesi gereken bir de oy tabanı var. Beğenseniz de beğenmeseniz de bu değişimi hızla gerçekleştirmek milliyetçi-dindar oyları mutsuz edecek ve Erdoğan oy kaybedecektir. Hiçkimse bir politikacıyı bu durumu ciddiye almakla suçlayamaz.

Kürtlerin PKK’nin ateşkese saygı göstererek Türkiye’den çekilmesini içeren anlaşmanın bir parçası olarak yeni adımlar talep etmesi sadece mantık sonucu. Bu telepler haklı ve demokratik, ayrıca BDP’nin de önünde yaklaşan bir seçim kampanyası var. Şu anda daha somut adımlar atılmazsa bu bir geri adım olabilir fakat bir gerçek var ki belli bir ilerleme sağlandı, geri dönülemez ve üzerine daha da ilerleme sağlanmalı, er veya geç ve tercihan yakın bir gelecekte.

Fakat içinde bulunduğumuz zamanda hükümetin Kürtlerin devlete hemen hemen hiç olmayan güvenini tesis için mümkün olan her adımı atması akıllıca olacaktır. Bu bütün barış süreçlerinin gerekli bir parçasıdır. Bu çaba en temel düzeyde bile gösterilmiyor.

Yolu tıkamak

Bunun en son örneği geçtiğimiz Pazar günü Diyarbakır’da yapılan Kürt siyasal hareketinin hükümetten somut adımlar atmasını talep ettiği, sloganı “hükümet adım at” olan yürüyüştü. BDP il binasında başlayan yürüyüş ilk köşe dönüldüğünde durduruldu. Polis yolu kesmişti.

Yaralı bir adam (muhtemelen omzu veya kolu kırılmış) ambulansa bir battaniye üzerinde taşınıyor. Diyarbakır, 30 Haziran 2013. Fotoğraf Frederike Geerdink. Tıklayarak büyütebilirsiniz.
Yaralı bir adam (muhtemelen omzu veya kolu kırılmış) ambulansa bir battaniye üzerinde taşınıyor. Diyarbakır, 30 Haziran 2013. Fotoğraf Frederike Geerdink. Tıklayarak büyütebilirsiniz.

Yirmi dakika sonra polis barışçıl protestocuları dağıtmak için gaz ve tazyikli su kullanmaya başladı. En az dört kişi yaralandı. Şiddet başlamadan önce BDP yerel eş-başkanı Zübeyde Zümrüt ve sivil polisler arasındaki müzakereyi dinledim. Ana sorun yürüyüşün yolu kapatması ve birçok göstericinin PKK ve Öcalan flamaları açmış olmasıydı.

Evet, göstericiler yolu tıkıyordu. Yürüyüş yapıldığında olabilecek en doğal şey buydu. Eğer polis yürüyüşe izin verseydi yol kısa bir süre sonra açılacaktı- üçbin kişinin geçmesi ne kadar süre alabilir ki? Ve evet, birçok flama taşınıyordu. Polis bazen bunu kanun dışı sayıyor, ama barış süreci bu yıl başında başladığından bu yana birçok kez bu, müdahele etmek için bir neden olmamıştı.

Özgür Kürdistan

Geçtiğimiz Ocak ayında Paris’te öldürülen üç Kürt kadının cenazesi için Diyarbakır’da toplanan büyük kalabalığı hatırlayın. Bu insanlar da yolları kapatmıştı ve Öcalan bayrakları dalgalanıyordu! Veya Halfeti’de Nisan’da başlayan Öcalan’In yaşgünü kutlamaları, Facebook’tan yaptığım foto-röpörtaja bakabilirsiniz, özgür Kürdistan sanki gerçekleşti sanırdınız. Bayrakların zirvesi 21 Mart’ta Öcalan’In ateşkes çağrısının milyonlarca dinleyiciye okunduğu Newroz kutlamalarında yaşandı-bunu da Facebook’ta görebilirsiniz. Bütün bu olaylarda polis gözterilerin dışında kaldı -ve en önemlisi- hiçbir olay yaşanmadı.

Hükümet neden şimdi kuralları değiştiriyor? Kürtlerin istedikleri gibi yürümelerine izin verseler tek oy bile kaybetmeyecekler. Erdoğan’In tamamen kontrolu altındaki medya ile oy tabanı Kürt yürüyüşlerinden nasılsa haberdar bile olmayacak. Ve polis mesafesini koruyunca bir şiddet de yaşanmayacak. Pazar günkü mitingde ses bombaları ve taşlar atıldı ama bu ancak polisin halk dağılmazsa on dakika içinde gaz ve tazyikli su kullanacağını anons etmesinden sonra oldu. Ses bombaları ve taşlar zaten polis müdahalesinin nedeni değildi, yürüyüşün kendisi ve bayraklardı, ve göstericiler de bu müdahalenin sonucu olarak şiddete başvurdu.

Karakollar

Barış süreci hakkında ciddi olduğunu söyleyen hükümetin bu davranışlarının güven verdiği söylenemez. Altı ay önce süreç başladığından bu yana diğer örnekler de bu yönde.

Güneydoğu’nun her yerinde karakol inşaatları veya bunların yenilenmesi (normal karakolların ve PKK saldırılarına dayanıklı yüksek güvenlikli olarak inşa edilen kalekolların) bu örneklerden biri. Aylardır Kürt sivil halk bu inşaatlara karşı direniyor. Barış istediğini söyleyen bir devletin bölgedeki silahlı kuvvetlerini güçlendirmesi onlara mantıklı gelmiyor ve bunda haklılar. Gerilimi artıran sadece karakol inşaatları değil, aynı zamanda devletin bu direnişe karşı tavrı.

Karakol inşaatı yüzünden Lice’de çıkan olaylar. 28 Haziran 2013
Karakol inşaatı yüzünden Lice’de çıkan olaylar. 28 Haziran 2013

Cuma günü Lice’de inşaata karşı protesto yapan genç bir Kürt polis kurşunuyla öldürüldü. Atılan taşları bir kenara bırakın, Lice’de mevcut diğer dinamikleri de, bu gerilim karakollar inşa edilmiyor olsaydı mevcut olmayacaktı. Ve Lice halkın yeni karakollara tepki gösterdiği tek yer değil ama bu protestolar ana akım medyada birisi ölmedikçe yer almıyor.

Hükümetin bu inşaatları neden şimdi yapmak zorunda olduğunu sorgulamak çok geçerli bir soru. Daha kötü bir zaman seçilebilir miydi? Ve bu bağlamda şu anda Güneydoğu’da hiç karakol inşa etmese veya bunları yenilemese de AKP hiç oy kaybetmeyecektir.

Yeni korucular

Aynı şeyler köy korucuları sisteminin genişletilmesi için de söylenebilir. Güneydoğu’nun her yerinde yeni köy korucuları istihdam ediliyor. Neden şimdi? Köylerde yeni korucular alarak gerilimi yükseltmenin ve daha çok insanı öncekilerden daha fazla devlet imtiyazı sağlayarak cezbetmenin, devletin ve savaşın yarattığı fakirliği kötüye kullanmanın amacı ne? Ve yine: AKP yeni korucuları işe almazsa hiç oy kaybetmeyecek.

Önemli seçimlerden hemen önce hükümetin temel siyasi bir değişimi zorlamaması tamamen mantıksız değil- fakat burası Türkiye ve perdenin arkasında neler olduğu hiçbir zaman tam olarak bilinemez. Ama barış sürecinin altının şu anda yaşandığı gibi oyulmasının da mantıklı bir nedeni yok.

Bunun nedenini bulmaya çalışıyorum bir süredir fakat başarılı olamadım. Tek aklıma gelen açıklama Erdoğan’In barış süreci isteği konusunda samimi olmadığı, Kürtleri tahrik ederek barış sürecinin yolundan çıkmasının suçunu onların üzerine atmak istediği. Ama bunun sonucunda ne elde edebilir? Seçimlerden önce akacak daha fazla kanın ona yardım etmeyeceği ortada.

Kafamdaki başka bir ses diyor ki, acaba Güneydoğu’da polisin ve özellikle ordunun yaptıkları tamamen Erdoğan’In kontrolünde değil mi? Karakollar ve korucular ile ilgili stratejilerini Erdoğan’ın doğrudan bilgisi veya kontrolu dışında gerçekleştiriyor olabilirler mi? Bilmiyorum. Bu konudaki görüşlerinizi yorumlar bölümüne yazabilirsiniz.

Başka yolu yok

Hükümet derhal barış sürecine daha fazla zarar gelmesini önleyici tedbirler almalı. Barışçı göstericilere karşı şiddeti durdurmalı, karakol inşaatlarını ve restorasyonunu durdurmalı, yeni korucu isdihdamını durdurmalıdır. Bunlar oy kaybına neden olmayacak, Kürtlerin hükümet ve devlete daha az şüpheyle bakmaları sonucunu doğuracaktır. Bu da kökten siyasi değişim için zaman uygun olduğunda barış sürecinin başarılı olabilmesi için gereklidir. O zaman gelecektir. Barış süreci sürdürülmelidir. Başka yol yoktur.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s