Direnişin kalesi

Kürt çoğunluğun yaşadığı Güneydoğu Türkiye’nin en büyük kenti Diyarbakır, İstanbul, Ankara ve İzmir polisinin barışçı bir biçimde toplanma ve gösteri yapma hakkını kullanan halka şiddetle saldırdığı bugünlerde dikkat çekecek kadar sakin. Kürtler neden hükümet karşıtı protestolara katılmak için alanlara koşmuyorlar? Onlar da özgürlüklerini istiyorlar, değil mi, o zaman neden Kürtler Türklerle birlikte ayaklanmıyorlar?

Bana göre kısaca hükümete karşı düzenlenen protestolar onların savaşı değil. Kürtlerin mücadelesi 1984‘te PKK’nın şiddet kampanyası ile ve bunun sonucu olarak Kürtlük blincinin artmasıyla başladı. Baskı ve otoriter devlet Kürtler için yeni bir kavram değil. Cumhuriyet’in kurulduğu yıl olan 1923‘den bu yana devletin ve hükümetlerin her isyanı bastırma yöntemlerini artık tanıdılar.

Marjinal gruplar

İstanbul’daki (ve Ankara ve İzmir ve birçok diğer merkezlerdeki – fakat okunabirliği kolaylaştırmak amacıyla yazının geri kalanında bunlardan söz etmeyeceğim) direnişçiler bu gerçekle yüzleşmeye başladı. Polisin davranışına ve ana akım Türk medyasının yaydığı yalanlara karşı ve Başbakan Erdoğan’ın kendilerini çapulcular, marjinal gruplar ve serseriler olarak nitelemesi sonrasında direnişçilerin yüzlerindeki hayreti görmek çok ilginç.

İstanbul’da polis şiddeti, 31-05-2013

Daha net söyleyeyim. Polis aşırı oranda biber gazı kullanmakla kalmıyor, gaz mermilerini doğrudan insanları hedef alarak ateşliyerek onları kasden yaralıyor. Türk medyasında protestolar yer alıyor ama sadece Erdoğan’ın arzu ettiği biçimde: konuyu basitleştiriyor, polis şiddetinden bahsetmiyor, Erdoğan ve diğer AKP sözcülerini ekrandan indirmiyor fakat göstericilere bir dakika bile yer vermiyorlar. Saldırgan ve çapulcu olarak nitelendirilmenin yarattığı gerginlik Erdoğan destekcilerinin liderlerine ne kadar inandığını bildiğinizde daha da artıyor. Bu, göstericilerin Anadolu’nun küçük şehirlerinde yaşayan AKP seçmenini TV programları ve Erdoğan’ın söylediklerinin yalan olduğuna ikna etmelerini güçleştiriyor.

Oysa bu Kürtler için çok tanıdık. Onlar bunu geçmişte ve daha ağır olarak sürekli yaşadılar. ‘Kürt isyanı”ndan söz ettiğinizde 1925‘lere kadar gitmeniz gerekiyor. Bu milliyetçi bir Kürt isyanı değildi, seküler bir düzen ve hilafetin feshedilmesi amacıyla başlamıştı fakat yeni devlet isyanların bundan böyle nasıl karşılanacağını hemen göstermekte gecikmemişti; aşırı şiddet ve liderlerin sallandırılması ile sonuçlandı. Bundan sonra başlayan birçok küçük isyan da aynı muameleye tabi oldu.

İzmir’de sağ kalanlar

1937 ve 1938‘e onbinlerce Kürdün vahşice öldürülmesi için isyana bile gerek duyulmamıştı: Dersim katliamı Kürt kimliğini ezmek amacıyla gerçekleştirildi. Türkiye’yi o günlerde yöneten otoriter lider Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılmış ve yönetilmişti. Bunu sözgelimi Erdoğan hükümetinin İzmir ve çevresini dünyadan tecrit ederek burada sıkıyönetim ilan etmesine, laik liderleri ve buradaki birçok erkek, kadın ve çocuğu içeri alarak öldürmesi ile örnekleyebiliriz. İzmir’de sağ kalanlar ise küçük gruplar halinde yoğun olarak dindar insanların yaşadığı kasabalara yerleştirilecekler ki sert laiklikleri zaman içinde yok olsun.

Kürt yöneticiler topluca tutuklanıyor, Kasım 2011.

Son Kürt isyanı 30 yıl önce başladığından bu yana Türkiye’yi yöneten tüm hükümetler bu isyanı şiddet kullanarak bastırmaya çalıştı. Sadece PKK ile değil halkla da savaştılar. Hukuk dışı cinayetler, toplu tutuklamalar, işkence, ortadan kaybolan insanlar, kültürlerini hatta kimliklerini inkar, aklınıza ne gelirse Kürtler onu yaşadı. Ve Türk basını ya olup bitenlerden hiç bahsetmedi ya da herşeyi terörizmin üzerine attı.

İlginç olan ise Türklerin bütün bu yalanlara inanmalarıydı. Medya ve devlet sistemi tarafından PKK’yi terörist olarak görmek ve Kürtlere uygulanan her şiddeti terörist ve ayrılıkçılara karşı meşru davranış olarak kabul etmek konusunda eğitilmişlerdi. Türklerin çoğu daha önce Türkiye’nin gerçeklerinin farkında olmak, sözgelimi Kürt basınını takip etmek veya Kürtlerin yaşadığı bölgelere gitmek istemediler. Ama şimdi gösterilere katılanların yaşadıkları, bu sırça dünyanın parçalanmasına neden oldu. Basın yalan söylüyordu! Biz saldırgan değiliz! Sadece kimliğimizi korumaya çalışıyoruz! Bu çok acı bir alarm zili oldu onlar için.

Bu alarm çanları göstericileri Kürtlere yakınlaştıracak mı? Buna ciddi olarak şüphem olduğunu söylemeliyim.

Istanbul’daki göstericiler ne kadar birbirlerinden farklı olsalar da ortak bir yanları var: Başbakan Erdoğan’ın istifa etmesini istiyorlar. Bu en önemli ve en yaygın dillendirilen istekleri. Bu Kürt hareketinin taleplerinden çok farklı; onlar, devletin değişmesini istiyor. İstanbul’daki göstericilerin birçoğu için hala kutsal olan devletin. Erdoğan’ın en şiddetli karşıtları Kürtlerin başının dertte olduğu resmi ideoloji Atatürk Kemalizmini savunan kesim. Gerçekten de gösteriler uzadıkça protesto resimlerinde daha çok Atatürk bayrakları, t-shirtleri ve portreleri görüyorum. Onların yaşam biçimlerini sürdürme özgürlüğünü talep ettiklerini duyunca, Erdoğan buna çok sinir olsa da, kendimi biraz müstehzi bakmaktan alıkoyamıyorum.

Türk desteğinin olmaması

Bu, Kürtlerin İstanbul Taksim Meydanı gösterilerini desteklemediği anlamına mı geliyor? Tabii ki hayır. Diyarbakır’da son birkaç gündür konuştuğum Kürtlerin tümü (bir pastanede, bir parkta, bir çay bahçesinde ve BDP İl Başkanlığı’nda) desteklediklerini söylediler. Bazıları Türklerin onlara mücadelelerinde destek vermemiş olmasından, yaşadıkları acının paylaşılmamış olmasından buruk, fakat konuştuklarımdan birinin dillendirdiği gibi, “halkın her zaman yanında” olduklarını söylüyorlar.

Diyarbakır destek mitingi. Cumartesi 2 Haziran 2013. Fotoğraf: Elif Akgül.

Cumartesi günü hem burada hem de Mardin, Van ve Ağrı ve diğer yerlerde destek yürüyüşleri yapıldı. 1000-1500 kişi katıldı, bir parka kadar yürüdüler ve Meral Daniş Bektaş (Kürt MV) ve bir sendika temsilcisi basın açıklaması yaptı. Bu sembolik bir destek mitingiydi, ne kendiliğinden sokağa fırlama eylemi, ne de Kürtlerin İstanbul’un ruhuna katılmalarıydı. Bu onların kendi güçlü direniş hareketleri dışında attıkları bir adımdı.

Bu direniş hareketi Kürtlerin yaşamlarını belirleyen bir gerçek. Kürt gazetelerini okuyun. Sözgelimi bu Pazarın Özgür Gündem’ini: Yakın geçmişte ölen PKK gerillalarının kemikleri teşhis edilmiş. Diyarbakır’da büyük bir Ortadoğu Kadın Konferansı düzenlenmiş. Geçtiğimiz Ocak ayında Paris’te katledilen üç Kürt kadın anısına bir kültür festivali başlamış. Kayıp çocuklarının akıbetini sorgulayan Cumartesi Anneleri toplanmış. Şubat ayından bu yana 4 tanesi ölen hasta tutsaklar için bir basın toplantısı düzenlenmiş. Dört Kürt bir terör örgütüne üye olmak ve propagandasını yapmak suçlarından toplam 96 yıla mahkum olmuş ve KCK davalarında 34 öğrenci 6-13 yıl arası cezaya çarptırılmışlar. Hapisanedeki çocuklara cinsel taciz konusunda bir basın bildirisi var, bir diğeri de barış sürecinde hükümetin atması gereken adımlar konusunda. Bazı cezaevlerinde kötü muameleyi protesto amacıyla başlatılan açlık grevleri sona ermiş. Anadilde eğitim konulu bir forum tartışması da gazetede yer alıyor. Anasayfa ve iki iç sayfa İstanbul gösterilerine ayrılmış, bu sayfalarda eylemleri destekleyen Kürt siyasi liderlerinin görüşleri hakkında makaleler de var. (Özgür Gündem ülke çapında satılıyor, günlük olarak okuyarak bilgilenebilirsiniz.)

Taze uyanış

Kürtler direnişlerinde Türklere katılmıyor çünkü onların halihazırda güçlü ve iyi organize olmuş bir hareketleri var. Kalkışmak, taleplerini biçimlendirmek ve bunları gerçekleştirmek için stratejiler bulmak konusunda deneyimliler. Çok uzun bir yoldan geldiler ve daha da gidecek uzun bir yolları var. İstanbul’daki bu taze uyanış ile nasıl ayağa kalkabilirlerdi? Bunun en iyi ipucu Cumartesi günü Diyarbakır’da (Kürtçede Amed) pankartta bulunabilir: “Direniş kalesi Amed’den Taksim’e bin selam.”

Son olarak şunu önemle belirtmek gerekir ki, Kürt hareketi varlığının en kritik ve tanımlayıcı dönemini yaşıyor. Türk hükümeti ile süren barış sürecinin bir parçası olarak PKK Türkiye’den Kuzey Irak’a çekiliyor. Durum çok hassas ve bütün taraflar buna uygun davranmaya çalışıyor. Polisin Cumartesi günü yapılan destek yürüyüşüne müdahale etmemesi de bununla açıklanabilir. Veya bir göstericinin kahkahalar arasında ve zafer edasıyla söylediği gibi: “Neden polis biber gazı sıkmıyor? Bu allahın cezası barış süreci! Şimdi sorun çıkarırlarsa sonuçlarının her zamankinden ağır olacağını biliyorlar.”

AKP hükümeti İstanbul direnişi sonunda giderse bu Kürtlerin aleyhine mi olur? İnsanlara durumun barış sürecinin sonu olabileceğini vurgulayarak bunu da sordum. Ama Kürtler AKP’ye güvenmiyorlar, kendilerine ve kendi hareketlerine güveniyorlar. Bir Kürt bunu şöyle ifade etti: “Eğer AKP hükümeti düşer ve barış süreci biterse bitsin. Mücadelemiz sürecek. Türkiye’de demokrasi herkese lazım, sadece Kürtlere değil.”

2 thoughts on “Direnişin kalesi”

  1. Bence kolay ve sıradan açıklamalar bunlar, yüzeysel… Hani direk aklı Eren biraz ağzı laf yapabilen herkesin söyleyebileceği noktalar. Günahı Kemalizmin boynuna dolayıp sıyrılmak gibi.
    Bizim tarihimiz ilk Kurt ayaklanması ile başlamıyor hanımefendi. Türkler Malazgirt zaferinden bu yana Anadolu’da. Ve bu topraklarda Türk egemenliği altında yaşayanlar, sizin gündem yaptığınız gibi , sadece Kürtler değil.
    Eğer Türkler azınlık kimliklerine saygılı olmasalar , eğer onları silmek isteseler bugün bu olayların hiç biri gündem olmazdı. Çünkü ortamda Kürt yada dığer sorunlu azınlık Ermeni diye bir ırk olmazdı. Yüzler değil, binlerce yıl birlikte yaşadığımız bir çok ırk, zamanında Rus baskılarından kaçıp Türkiye ye sıgınmıstır. Ve birlik içinde, birbirleri ile değil ortak düşmanları ile omuz omuza savasmıslardır.
    Pekii ne oldu da birden herşey değişti.?
    Osmanlı’nın güçlü yükselişi, hiç bir avrupalı ya benzemeyen devlet ve yasam biçimi, savaşlarda yenilemeyince, bugün ki emperyalist düşünce devreye girdi…!
    Savaşarak yenemiyorsan içini kemir!
    Sizin Kürt sorununun başlangıcı olarak gördüğünüz noktaya gelmek bir kaç yüz yılı aldı tabii.
    Hanımefendi sorun kürtlerin Türkler tarafından ezılmesı degıldir. Sorun Kürtlerin kendilerini maşa olarak kullandırması ve her kritik dönemde birlikte yaşadıkları halka karşı kışkırtışıp saldırmalıdır. Türk egemenliği altında, onlarca ırk sakin ve kardeşce yaşam sürerken neden sadece Kürtler ve Ermeniler yüzyıllardır sorunludur?
    Çünkü bu iki ırk; kendi toprakları olmasını, vaad eden Fransız, İngiliz Rus ve su an ki usa ajanlarına en “kolay lokma” olan toplumlar olmuştur!

    Bundan bır kaç yıl önce Paris’te ki birkaç olay yüzünden, vatandaşlık aldığı halde birçok yabancı sınır dışı edılmedimi?
    9/11 bahanesi ile usa tüm müslümanları hedef gösterip dışlamadı mı?
    Şimdi tutup bana memleketimin parlementosunda kendi bayraklarını açan bir ırkı mazlum göstererek savunmayın!

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s