Sinop’ta verilen mesaj

‘Kürdistan diye bir yer yok!’ Kürtler hakkında yazdığınızda zaman zaman Türkler ünlem işaretleriyle dolu bir biçimde Kürdistan diye bir yer olmadığını söylerler. Sadece bu deyimi kullandığım zaman değil – ki çok sık kullanmıyorum – ama sıklıkla bu başıma geliyor. Bazen zahmete katlanıp ülkelerin sadece resmi sınırlarla tanımlanmadığını, Kürdistan’ın birçok Kürtün kalbinde, aklında ve rüyalarında var olduğunu anlatıyorum. Bu hafta Karadeniz illeri Sinop ve Samsun’da yaşananlardan sonra Kürdistan’ın milliyetçi Türklerin de aklında var olduğunu düşünüyorum. Bilinç altlarında ama şüpheye mahal kalmaksızın mevcut.


Ultra-milliyetçiler Sinop’ta BDP aracını tahrip ediyor, 18 Şubat 2013.

Sinop ve Samsun’da ne oldu? BDP süren ‘barış süreci’ni halka anlatmak için bölgeye bir ziyaret düzenledi. Milliyetçi olarak bilinen Karadeniz Bölgesi’nde halkı barış için PKK ile görüşmenin gerekli olduğuna ikna etmek için çalışmanın gereği aşikardı. Ama Sinop’ta grup dokuz saat süren ve sonunda sayıları sekizyüze ulaşan ultra-milliyetçiler tarafından gerçekleştirilen bir ablukaya maruz kaldı.

Bu grup BDPlilerin arabalarını tahrip etti, bulundukları binayı taş yağmuruna tuttu ve içeri girmeye çalıştı. Bu durum saatler boyunca sürdü; polis hava kararıncaya kadar müdahele bile etmedi. Ancak hava karardıktan sonra grubu basınçlı su ve biber gazı kullanarak dağıttı. Samsun’da da benzeri olaylar yaşanınca BDP gezinin geri kalanını iptal etii.

Kardeşlik

Milliyetçilere Kürtlerle ne sorunları olduğunu sorduğunuzda size Kürtlerle değil teröristlerle sorunları olduğunu söyleyeceklerdir. Ateşli bir biçimde “Türkler ve Kürtler kardeştir’ bile diyeceklerdir. Kardeşlikten kasıtları Türkler ve Kürtlerin aslında aynı dini, tarihi ve değerleri paylaşan toplumlar olduğudur. Eğer bir Türk milliyetçisinin yakın bir Kürt akrabası varsa (ki Kürtler ve Türkler arasındaki evliliklerden ötürü çoğunlukla vardır) bunu söylemekten hiç çekinmeyeceklerdir. Bunu Türkiye için istedikleri ‘sosyal kaynaşma’nın bir örneği ve doğal olarak kendilerinin bir katkısı olarak görürler.

Bu dünya görüşünde Kürtler kendi kimlikleri ile ilgili bir talepte bulunamazlar. Bu, sosyal kaynaşmaya ters düşer ve sonuçta ‘bölücülük’ olarak, Türkiye’nin bütünlüğüne bir tehdit olarak görülür. Bu durum da PKK ile sembolize edilir. PKK’nın taleplerini paylaşan, PKK’yı kınamayan veya destekleyen herkes terörist olarak görülür. Bu gerçek Sinop’ta kullanılan sloganlarla da kendini gösterdi. ‘Sinop’ta Kürtleri istemiyoruz’ diye slogan atılmadı: ‘Sinop PKK’yı istemiyor’ diye bağırdılar.

Uzaydan gelmiş gibi

Milliyetçilik sadece Karadeniz Bölgesi’nde mi güçlü? Tabii ki hayır. Milliyetçilik hala Türkiye’de devlet ideolojisi. BDP dışındaki tüm siyasi partiler Kürt sorununu PKK’nın varlığından ayrı değerlendiriyor. Şu anda Öcalan ile görüşen AKP hala Kandil Dağı’ndaki PKK kamplarını ‘terörizmle mücadele’ adına sürekli olarak bombalıyor. Bir ultra-milliyetçi işi PKK’nin Kürtlerle bir ilgisi olmadığını, sadece ‘terörist’ olduklarını söylemeye kadar götürür. Sanki PKK uzaydan gelmiş gibi.

Bu yüzden BDP’nin bölgeye gitmesinin akıllıca olup olmadığını sorgulayan yorumlara tepki gösteriyorum. ‘Olacakları tahmin etmeliydiler’ diyorlar. Onlara şunu sormak istiyorum: BDP nereye güvenle gidebilir? Onların anlatacaklarını neredeki Türkler dinlemeye açık?  Antalya? Denizli? Bursa? Konya? Nevşehir? Tabii ki değiller. Türkler yaklaşık bir yüz yıldır devlet milliyetçiliği ile eğitilmiş ve doktrine edilmiş bir durumda. AKP, MHP veya CHP’ye oy vermeleri gerçekte pek fark etmiyor. BDP bölgesel otonomi de dahil barış vizyonunu anlatmak için (bu linkte barış vizyonu ile ilgili detaylı bilgi bulabilirsiniz) bu saydığım illerin hangisine giderse gitsin güvenliğini tehlikeye atmış olacaktır.

Vizyon söylevleri

Kusura bakmayın ama sözde ‘barış süreci’ ve buna sözde ‘geniş tabanlı destek’ tamamen yüzeysel kavramlar. Türkiye PKK’nın silah bırakması fikrini bunun gerçekleşmesi için yapılması gerekenleri algılamaksınızın destekliyor. Hatta Kürt hareketinin taleplerini bile dinlemeksizin. Ve eğer bunları gelip BDP açıklamayacaksa, kim açıklayacak? Erdoğan ülkenin tüm illerini kapsayan herkese eşitlik ve özgürlük sunan bir barış vizyonuyla geziye başladı da haberimiz mi yok?

Kürt siyasal hareketi – ki Sinop’ta verilen mesaj budur – sınırları geçmemelidir. Güneydoğuda Diyarbakır, Hakkari, Elazığ ve Van gibi illerde ve İstanbul, İzmir, Mersin ve Adana’da sadece Kürt topluluklara konuştukları sürece hoşgörülebilir. Bundan bir adım bile öteye geçmeyi düşünmemelidir. Sadece Sinop’taki güruh değil, televizyon yorumcuları da olaylar yüzünden BDP’yi suçladılar. Milliyetçi mesaj geldiğiniz yere geri dönün şeklinde. Kürdistan milliyetçi kafaların bilinçaltında da yaşıyor.

2 thoughts on “Sinop’ta verilen mesaj”

  1. Yazının büyük bölümüne katıldığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Kavramlar yorumdan nispeten uzak ele alınmış ve bir çok yönden gerçekçi tespitler olarak yansıtılmış.

    Atatürk milliyetçiliği ve diğer tüm Atatürk ilkeleri, Türkler için öğretilmiş, ya da “doktrine” edilmiş mutlak kavramlar değildir. Mutlakmış gibi hareket edenlerin çoğu bunların zamanında neden gerekli olduğunu çok iyi hatırladıkları için çok sıkı sarılarak benimsemektedir. Buraya kadar Kürtlerle Türkler aynı zihniyette buluşurlar. En azından o zamanlarda buluşuyorlardı.

    Anadolu, Balkanlar ve Orta Doğu bir çok kavmin bir arada çok uzun süredir birlikte yaşadığı bir coğrafyadır. Türkler, bunca zaman sorun yaşamak ya da güvenip dayanmak için hiç bir zaman kavim ayırt etmedi. Bu bir gerçektir. Ermeni tehciri, o insanlar Ermeni olduğu için yapılmadı. PKK ile Kürt kökenli olduğu için mücadele edilmiyor. Elbette bunu anlamak kadar anlatmak da önemlidir.

    Atatürk Milliyetçiliği dışında bir Milliyetçiliği kabul etmek elbette mümkün olamaz. Bu, kavim ayırt etmeden herkesin bilincinde olması gereken bir kavramdır. Kendisi de Türk kökenli olmayan ancak herkesin olabileceği gibi vatanperver olan bir kişinin mecburen ilan ettiği bir kavramdır.

    Bugün, tüm ayrılıkçı düşüncelerin buna karşı çıkması, tam anlamıyla kendi dillerini, ananelerini, törelerini yaşama özgürlüğünden haksız yere alıkoyulmuş olmalarından; zulüm görmüş olmalarından, geri kalmaya mahkum bırakılmış olmalarından; yani haine hain diyenden daha hain olan Türklerin yarattığı ortamdan beslenen ve bunu kolayca kendine avantaj haline getiren dış kuvvetlerin etkisi nedeniyledir.

    Elbette, bu vatanın sahiplerinden olan Türklerin, bu coğrafyada birlikte yaşayan tüm vatandaşların, birbirlerinin gönlünü alması gerekir. Bu konu, duygusal, kalbi bir konudur. Politika malzemesi, stratejik manevralar, gelecek öngörüleri veya benzeri kaygılardan ırak tutulmalıdır.

    Herkes elbette düşüncede özgürdür. Ama kesinlikle vatandaşlık, tam ve eşit ortaklık ilkelerinin dışında, herhangi bir ithal ideolojinin ürünü olan herhangi bir tutku veya sapkınlığa izin verilmeyecektir. Bir diğerinin hakkına tecavüz etmeyecek kadar; dirlik ve düzeni temin edecek ölçüde herkes özgürdür. Özgür olmalıdır. Vatanperver Kürtlerin, Ermenilerin, Arnavutların kendi diline, geleneğine, gem vuracak hainlik; Türklüğü ile övünen tüm Türklerin asıl savaşması gereken en büyük düşmandır.

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s